20 Ağustos 2012 Pazartesi

NY GÜNLERİ (4)


NY yazılarının ucu kaçtı çeşitli nedenlerle: ilk neden, bilgisayarımın virüslenip önce bozulması, sonra tamamen ölmesi idi. NY günleri 3.5, oralarda bir yerde kaybolup gitti. Sonra yaşamak, yazmanın önüne fazlaca geçti ve çalışmak ve gezip görmekten geriye pek zaman kalmadı. İki haftalık keyifli, aile ve dostlarla dolu geçen bir Türkiye gezisinin üstüne birkaç günlük Chicago eklendi. NY’a gelen dostlarla çeşitli buluşmaların ardından Zeynep gelince iki haftalık yoğun bir müze ve kültürel etkinlik dönemi yaşadık. O zamana kadar görüp hoşlandıklarımızı ve görmeyip birlikte yaparız diye sakladıklarımızı bu zamanlara sığdırmaya çalıştık. Ardından beklenmedik bir kayıp haberiyle, aniden ve üzücü bir zaman diliminde Türkiye’ye gitmek gerekti. Kötü zamandaki doslarımızın çokluğuna ve desteğine şükrederek döndük NY’a. Toparlanma çabasıyla geçen bir sürenin ardından, bir hafta da Philadelphia’daydık. Son yazıdan sonra geçen uzun süre ve birçok olaydan sonra herşeyi kapsamak pek mümkün değil, o yüzden de bu son iki NY yazısı, karışık izlenimler içerebilecek ancak. 

Bilgisayar lafıyla başlamışken, sonunda ben de gerek bilgisayar değiştirmek, gerekse i-pad  edinmek yoluyla, apple camiasına katılmış oldum. Sanırım, kullanım yerlerinin benim için oldukça farklı oluşu nedeniyle, bilgisayar değil de, i-pad yaşantıma epeyce değişiklik getirdi. Yolculuklarda email, skype, ufak çaplı çalışma amaçlı kullanmanın yanısıra, düzenli olarak scrabble oynadığım iki arkadaşım oldu. İlk elde kolayca erişilen kitap listesi, klasiklerden oluştuğu için, taa çocukluğumda ve herhalde özet çeviri olarak defalarca okuduğum Little Women’ı (Küçük Kadınlar) özgün haliyle okuma fırsatım oldu. Ayrıca, Dickens’ın A Tale of Two Cities (İki Şehrin Hikayesi) Edith Wharton’un Xingu, Agatha Christie’nin The Mysterious Affairs at Styles gibi eserlerini, çeşitli yerlerde, çoğunlukla da yolculukta - trende ve uçakta - okudum. Yazar ve ortamı hakkında internetten anında bilgi edinme olanağından da hoşlandım doğrusu. Benim kadar basılı kitap meraklısı birisi için bile cazip olduğuna göre, bu tür elektronik araçların yayınevleri ve kitap satışlarına zarar vereceğinden endişe duymamak mümkün değil, ama galiba “atı alan üsküdarı geçti” ki, en büyük kitap satış zincirlerinden Borders da bitti. İlle de basılı kitap almak isteyenlerin, aradıkları kitabı kolayca bulamamak konusundaki yoğun şikayetleri, son kalan kitap satış zinciri Barnes and Noble’ın da sonunun yakın olduğunu düşündürüyor. Amazon’la başlayan süreç, elektronik kitapla sürüyor ve bu gelişmeler, çevreci görüşleri de arkasına alarak, basılı kitabın sonunu getirecek gibi. En son piyasaya çıkan i-pad 3’ün, ilk dört günü dolmadan 3 milyon adetten fazla satıldığı düşünülürse, “kütüphanenizdeki kitaplara iyi bakın” demek geliyor içimden, antika değerinden gelecek kuşaklar yararlanabilir.

Chicago, “rüzgarlı şehir” diye anıldığı kadar var. Nisan sonuna doğru gitmemize rağmen, soğuk ve rüzgardan dolaşacak fazla fırsat bulamadık. Mimari açıdan etkileyici olmakla birlikte belki sürenin kısalığı, belki de mevsimin uygun olmayışı nedeniyle bana pek fazla hitap etmedi Chicago. Hancock binasının 96. katındaki barda, 40-50 katlı binalara tepeden bakmak ilginçti (http://www.signatureroom.com). The Art Institute of Chicago ise (http://www.artic.edu) zengin ve güzel bir müzeye sahip.

19 Mayıs’ta, birkaç günlüğüne gittiğimiz Key West, yaz aylarındaki Bodrum’dan fazla farklı değildi. Erken bir tarihte denize girmiş olmaktan daha ilginç yanları da vardı, neyse ki. Kaldığımız butik otelin, birkaç yıl öncesine kadar sadece homoseksüelleri, özellikle lezbiyenleri kabul ettiğini ve artık kapılarını heteroseksüellere açmış olsalar da, geleneğin sürdüğünü, otele yerleşince azınlıkta kalarak öğrenmek ve Tampa’dan Key West’e giderken bindiğimiz uçağın sadece 19 kişilik oluşu, birbirinden ilginç deneyimlerdi. Onun dışında, Hemingway’in müzeye dönüştürülen evi ve her yerde rastlanmayacak türden ağaçlar, bu geziden aklımda kalanlar oldu. Benim gibi düşünen birilerinin çektiği fotoğraflara bakmak isterseniz, “trees key west” diye google’dan araştırın, ilginç bulabilirsiniz. Denizi ise, kesinlikle bizdekilerle yarışamaz.

Gezilerden sözederken, Philadelphia’yı da aradan çıkaralım. Onun da müzesi güzel; özellikle Amerikan sanatını merak edenler için zengin bir kaynak (http://www.philamuseum.org/). Yerlileri, Rocky 3 filminde Stallone’nin merdivenlerini koşarak çıktığı bina olarak tarif ediyorlar. Birçok şehirde olduğu gibi, müzenin daha çok turistlerin rağbet ettiği bir yer olduğu anlaşılıyor. Victor Cafe adlı İtalyan restoranı, hoş bir deneyim oldu (http://www.victorcafe.com). Tüm garsonlar, opera öğrencisi veya sanatçısı ve arada herkesi susturup müthiş seslerle aryalar söylüyorlar. Yemek boyunca 7-8 kez güzel müzik dinleyip, sonra o güzel sesin sahibinin getirdiği yemeği yemek fena olmuyor. Bir tanesi, Chicago müzikalinde oynamak üzere NY’a taşınacağını söyledi. Sanırım bu şehirde de, hava durumu izlenimlerimi epeyce etkiledi. Philly’de yaz, Perihan Mağden’in deyişiyle ‘berbath’ çünkü aşırı sıcak ve nemli idi ve yürümek kolay olmadı. Bu yıl boyunca karşılaştığımız tek ırkçı söylem burada karşımıza çıktı nedense, herhalde rastlantı deyip geçmek en doğrusu.

Yogacılar için birkaç yoga haberiyle bitireceğim bu yazıyı. 20 Haziranda müthiş bir sıcakta – gerçekten sokağa çıkmayın diye uyardılar insanları o gün, belki de yılın en sıcak günüydü - Times Squarede toplu halde yoga yapanlar kadar çılgın veya cesur değilim; sıcağın etkisi fotoğraflara çok yansımamış. İlk günlerde baktığımda bulduklarım kadar etkileyici olmasa da, konuyla ilgili bir link ekliyorum. Etkinliğin adının “mind over madness” olması da ilginç gelmişti bana. (http://www.huffingtonpost.com/2012/06/20/first-day-of-summer-yoga-times-square-summer-solstice_n_1612488.html#slide=1121107)
Havaalanı konforunda yoga deneyimi ise hoş olabilir diye düşünüyorum. http://travel.nytimes.com/2012/08/05/travel/easing-the-pain-of-workouts-on-the-road.html Gece klubünde yoga konusunu ciddiye alıp almamak konusunda tamamen kararsızım. Yorumu size bırakıyorum. http://www.nytimes.com/2012/05/20/nyregion/downward-dog-hits-the-dance-floor.html?_r=1&emc=eta1


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder