Komşulardan biri “bir tuhaftı, küçük haplar yutardı durmadan” demiş. En üst katta oturduğuna göre arada o komşuyla merdivenlerde karşılaşmış olmalı Ercan. Giyimine, kuşamına, saçına, başına dikkat etmediği için komşuların tümü garip buluyordu herhalde onu. Garip bulmayan birkaç genci, çocuğu da aileleri uyarıyordu mutlaka. Ancak ilk zamanlarda, meraklarını giderip kendilerince damgalayıncaya kadar bakmış olmalılar ona. Küçük, tutucu bir Anadolu şehrinin hem ürkek, hem meraklı gözleriyle. Daha sonraları, merdivenlerde o öndeyse arkasından yetişip geçememişler, kendi katlarına kadar sinsice izleyip, kapılarını sessizce ve hızla açarak kendilerini içeri attıktan sonra belli belirsiz bir “oh” çekmişlerdir. “Tanrım, sen çocuklarımızı bunlara benzetme”. O arkadaysa, o da geçememiştir onları, sıkılmıştır, ya ağırdan almıştır, ya da öndeki çok yavaşsa - ki onun geldiğini farkettiği halde hızlanamayacak yaşlı amcalar, tombul teyzelerdir bunlar - hızla ve sessizce geçip gitmiştir yanlarından. Geçerken diğeri irkilmiştir. Sonra “çok şükür yarabbim, bir şey olmadı” demiştir içinden. Herhalde bir kez de yanından geçtiği birini ısırsaydı kimse şaşırmazdı. Öldüğünü duyunca da şaşırmamışlardır. “Böyle olacağı belliydi, Allah kimsenin başına vermesin” demişlerdir. İnsanın küçük küçük haplar içtiğini bilen komşular, nasıl olur da azar azar öldüğünü bilmezler? Yoksa bilir de, aldırmazlar mı?
Fotoğrafta da belli miydi acaba? Biz de mi kördük? Bilemiyorum. Ama Asuman’dan sonra değişmişti, ya da sonu ertelemişti, o kesin. Trafoya benzeyen o evin yapılışını gördüm, bir gecekondu mahallesinde yapmışlardı ikisi. Gecekondulular nasıl da yadırgamıştı onları, arada onları görmeye giden bizleri de. Halbuki, o yıllarda biz onları dost bellemiştik, bizi sevmemelerini, önemini çok sonra anlayacağımız basit bir bilinç sorunu olarak görüyorduk.
Evde su yoktu, Asuman çeşmede çamaşır yıkarken kadınlar dizilip seyrederlermiş. Onların da yapmadığı şey değildi belki, ama Asuman o kadar farklıydı ki, her haliyle bir asalet, süzgün bir güzellik yansıtırdı. Seyredilmeye aldırmadığını söylemişti, o zaman inanmamıştım, şimdi inanıyorum. Yıkanmaya arkadaş evlerine giderlerdi, birkaç kez bana da gelmişlerdi; bana dediysem o zaman ailemle yaşıyordum, onlar evde yokken gelirlerdi, yaşadıkları koşullara rağmen her şeyi yanlarında getirirlerdi, havlular, sabun - şampuan kullanmazlardı -, temiz giysiler her seferinde. Yalnız bir kez saç kurutma makinasını kullanmıştı Asuman, o da kış soğuğunda hemen çıkacakları içindi. Ardından oturup çay, kahve sohbeti yapacak zaman varsa, o güzelim kumral saçlarını kendi halinde kurumaya bırakırdı, arada elleriyle tarayarak, onun dışında hep toplu olurdu saçları, genelde atkuyruğu yapardı. Ercan hep sessizdi, konuşulanları dinler, Asuman’a bakarken gözleri ışıldardı. Onları severdim, pek de anlamadan, belki de benim asla yapamayacağım şeyler yaptıklarından. Benim düzenli, hazıra konmuş hayatım, onların kendileri için kurduklarından çok uzak, çok güvenliydi.
Trafo evin önünde bir kez mangalda patates pişirmişlerdi, Ayhan’la birlikteydim o zaman, dönerken Ayhan, Ercan’ın “evlendik biz” dediğini söylemişti, şaşırmıştım, buna önem vereceğimizi düşünmüştü herhalde, belki de veriyorduk. Bunca şeyi takmayan insanların evliliği niye ciddiye aldıklarını anlamamıştım, şimdi onu da anlıyorum, kendileri için değildi, onlar zaten evliydiler. Şimdi inanıyorum onlara ancak, susuzluğu, helasızlığı, seyredilmeyi dert etmediklerine, Ercan 6. kattan düşüp öldüğünde ve Asuman Bakırköy’de gözetim altındayken. Birinciyi küçük bir gazete haberinden tesadüf eseri, ikinciyi bu haberi konuşmak üzere aradığım ortak bir eski dosttan öğrenmiş olmam durumumu hiç kolaylaştırmadı. Onlarla birlikte çekilmiş tek fotoğrafıma, onların bendeki tek fotoğrafına bakıyorum ısrarla, anlayabilir miydim diye. Bilemiyorum. Anlasam bir şey değişir miydi? Onu da bilmiyorum. Onlar birbirlerini anlamışlardı ama yetmedi, yettiyse de buraya kadarmış.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder