Cam vazo, kalın kesme cam, altı dar üste doğru genişleyen bir koni şeklinde. Yüzeylerden birinde ince uzun bir çiçek - lale - baskısı var. Yıllardır salondaki dolaplardan birinin üstünde diğer vazo ve süslerle birlikte duruyor. İçine çiçek konduğu çok ender, eve çiçek çok sık alınmıyor zaten, genellikle misafirler getiriyor, o zaman da diğer vazolar tercih ediliyor. Bazen kalın dallı çiçeklere uygunluğu onu öne çıkarıyor, özellikle sonbaharda eve giren kasımpatı örneğin. Lale deseni var ama herhalde hiç lale konmadı içine, hem şekli uygun değil, hem de lale alınmıyor bu eve.
İlk evcilleşmesi ev dışında başladı, tuhaf bir durumda. Hastane odasında ziyaretçilerin getirdiği çiçekler ıslatıldı ilk kez içinde. Hasta ziyaretine çiçek getirmek adettir ya, ölümcül hastalar nasıl hisseder bu durumda onu kimse bilemiyor olmalı, onlara da çiçek getirirler. Kendileri göçmekte iken gözlerinin önünde doğanın renkli bir parçası içlerini mi açar, yoksa o çiçeklerin de kısa sürede, gözlerinin önünde ölecek - aslında çoktan ölmüş - olmasından kendi paylarına ayrıca hüzünlenirler mi bilinmez. Hiç umursamadıkları da düşünülebilir, o durumda sadece getirenle ilgili bir rahatlamadır çiçek getirmek. Sen burada çürürken dışarda işimize gücümüze baktığımız, yediklerimizden, içtiklerimizden zevk aldığımız, çocukların okulunu, ödevini, evlerin kiralarını, taksitlerini, tatilde ne yapacağımızı düşündüğümüz için bizi affet mi demektir, yoksa eli boş gidilmez şimdi diyerek iç sıkıntısıyla yapılan bir el alışkanlığı mıdır bilemem. Ne var ki, vazonun en gözde olduğu günler bu günlerdi işte, hastane günleri. O ortamda rakipsiz olmasının payı büyük tabii. Gelen çiçeklerin, alelacele ortasından kesilip vazoya dönüştürülmüş plastik su şişelerine konmasına dayanamayan kızı almıştı ölüm döşeğindeki adamın. Herkes çiçek alır da, vazo almak ev sahibine düşer, hastanede bile. Bu sahiplenilmesi en zor, en korkunç mekanda bile. Ruhsuz bir floresan lambasıyla aydınlatılmış donuk beyaz hastane odası, koşullarından bağımsız olarak - tek kişilik, çok kişilik, televizyonlu, televizyonsuz - sevimsizdir. Kendisinin kılamaz insan bir türlü. İnsanın burada kendisinin kıldığı hastalıktır, ölümdür, dinmek bilmez bir iç sıkıntısı, yürek acısıdır. Bir zamanlar binlerce çeşit pozunda capcanlı gördüğünüz insanın bu sevimsiz odada, yatağa seriliverdiğini görmek, kabullenmek. Bilen bilir, zordur bu işler.
Çok sürmedi, adam öldü. Oda boşaltıldı. Vazo diğer eşyalarla birlikte taşındı. Aslında o tek başına adamın kızının evine taşındı, çünkü zaten çok az olan giysi türü eşyayı adamın karısı almıştı, bazıları oracıkta çalışanlara bırakıldı.
O gün bugündür aynı dolabın üstünde tozlanıyor, arada tozunu alan temizlikçi kadının eli, arada çiçek koymak için kızın eli dokunuyor sağına soluna. Ama asıl içine dokunan kızın her eline alışta üstündeki laleye bakışı, bir hayat izi, babasından değen bir bakışın izini ararmış gibi. Ne bulduğunu ise kimse bilemez. Vazo da bilemiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder