29 Ağustos 2011 Pazartesi

BİR ALIŞVERİŞ MERKEZİNDEN MANZARALAR

KADIN - “Ayıya bak, neredeyse üstüme çıkacaktı. Eli şeyinde, ağzından salyalar akarak karı-kız seyretmeye gelen bu adamları niye sokarlar ki buraya? Sanki alışveriş yapacak. O kadar para dök, şık şık dükkanlar aç, kapıya bekçiler korumalar koy, ne işe yarıyor o zaman? Bir rahat gezilmiyor, ipini koparan burada.” Elindeki paketleri taşımakta zorlanmaya başlamıştı zaten, en iyisi şu kafede biraz oturmak. Hem orası daha elit olur. Aslında üst kattaki yeşil cekette de aklı kaldı ama “bugün çok alışveriş yaptım, nasılsa yine gelirim, o zamana yeni sezon da çıkar” diye düşünüyor. Hem de yoruldu, üç saati geçmiş geleli, artık katları şaşırmaya başladı. Oturup bir cappuccino içmeli.

1. ADAM - “Şu karıya bak, elindeki paketlere verdiği parayla bizim çoluk çocuk iki ay geçinir valla. Bunlarınki güzel hayat, boyan, süslen, başkasının parasıyla alışverişe çık. Genç daha, zenginin birinin kızıdır bu. Hoş, karısı da olur, metresi de. Bunlar yapınca her şey mübah.” Dört aydır işsizdi. Son krizde patron topu atınca, ona da yol göründü. “Aslında epey direndi adam, olmadı, ne yapsın o da?” Allahtan karısı temizliğe gidiyor iki yere -ikişerden dört gün- fena kazanmıyor da, sigorta filan yok tabii. “İşte şunun gibi bir karının kıçını topluyordur zavallı”. Evde iki çocuk, yine de aç kalmadılar şükür. Çalışırken azıcık biriktirdi, geçen hafta da hemşehrisi Osman’ın yardımıyla kapıcılık buldu bu zengin semtinde, geçici olarak. “Kira ödemek kolay mı tek maaşla. Neyse çocuklar uslu da, yoksa imrenmez mi, çocuk bu. Televizyon bile yeter, sanki biz yokuz bu ülkede, hep şunun gibi şık şıkıdım güleryüzlü karılar, racon bilen erkekler. Öyle iyi ana-baba olmak kolay, her istediğini aldıktan sonra çocuğun. Sever tabii çocuk niye sevmesin?”

2. ADAM- “İşte yine öğle tatili, bıktım valla her gün aynı yere gelip, aynı şeyleri yemekten. Millet bayılıyor buraya, taa şehrin bir ucundan kalkıp geliyorlar üşenmeden. Ne anlıyorlarsa? Hepsi aynı işte, yakında bir yere gitsene kardeşim. Şu adama bak, gariban olduğu her halinden belli, bakmaya gelmiş. Git sokakta gez daha iyi, açık hava, güneş, ne işin var kapalı yerde? Hayır öyledir ya, herkes ulaşamadığına özenir. Ben de şöyle boş olup uzun uzun sokaklarda dolaşmayı nasıl isterdim şimdi. Nerdeee, tıkın aynı salata-sandviç menüsünü, dön git işe bu havada. İş de iş olsa. İyi kazanıyorum çok şükür, millet işsiz ama hayat geçip gidiyor be. Yurtdışında okurken ne çok gezerdim sokaklarda, burada zaman mı var? Koş işe, koş eve. Evde bile çalışıyoruz akşamları, hafta sonları. Ama şöyle bir biriktireyim kimse tutamaz o zaman beni, alıp başımı gideceğim, dünyanın bütün sokakları benim o zaman”.

Bir saat sonra karakolda Kadın ve 1. Adam yanyana iki sandalyede oturmuş ifade vermeyi bekliyorlar. Kadın kahve içerken sandalyenin arkasına astığı çantası çalındı, o kadar kişinin ortasında. Farkettiğinde “her şeyim gitti, kredi kartlarım, ehliyetim, görmediniz mi?” diye haykırırken kafenin çalışanları ve diğer müşterileri hiç oralı olmadı. Kadının tam arkasında oturan 2. adam da, kafasını önüne eğip hırsızı yemeğinin içinde bulacakmış gibi dikkatlice baktı, içinden de “gördüm bacaksızı, ama şimdi kim uğraşacak, zaten çete bunlar, allah bilir polis bile karışmıyordur işlerine” diye geçirdi. O sırada, 1. Adam koridorun ucundan koşarak gelip “bayan, ben gördüm kimin çaldığını, polisi bulup anlatalım istersen” demeseydi, kadının aklına gelmeyecekti polisi aramak. Telefonu da çantayla birlikte gittiği için kafenin çalışanlarına sordu önce, numarayı bilmediklerini, alışveriş merkezinin ana kapısında bir polis otosunun durduğunu söylediler. Bu işe bulaşmak istemedikleri ortadaydı, yine de kibarlık edip kahvenin parasını istemediler, ikramımız olsun dediler. Böylece, kadınla 1. adam birlikte kapıdan çıktılar, adam birkaç paketini taşıyıp kadına yardım etti. Şimdi karakoldalar işte, kadın “sağolun beyefendi, zahmet oldu size” dedi, 1. adam “lafı mı olur abla, insanlık ölmedi ya” diye yanıtladı, bir yandan da geç kalınca apartman yöneticisi Hamdi beyden yiyeceği fırçayı düşünüyordu. Bir saat sonra eve dönüp olayı anlattığında “insanlık sana mı kaldı lan?” diyecek olan Hamdi beyden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder